10 Eylül 2011 Cumartesi
Jartiyerli Ablamız
Jasmin benden 4 gün önce gitmiş, böylelikle herkesi benden önce tanıma şansı olmuştu.
Gittiğim ilk gece beni yurtta oryantasyona çıkardığında, 5. kat mutfağında karşılaştığım gönüllere taht kuran Jartiyerli Ablanın fotoğrafını göstermek isterdim size çekip ama inanın ki üşendim.
Yani...anlatılmaz yaşanır.
Önce sadece siyah ultra mini elbisesi ve jartiyerleri çarptı gözüme. Kopçaları beyaz, kendisi siyah olan jartiyerleri.
15 dakika sonra, arkasından tekrar gördüğümde kendisini..."ehehehh" dedim...iyiymiş, çatalına kadar sırt dekoltesi falan...
Bi 5 dakka sonra bana tekrar önünü dönünce "Eyvah" dedim "Birilerinin libido tavanı kırmış geçmiş."
Elbisenin ne kıçı var ne başı. Bildiğin fantezi ürünü. Önü yok arkası yok. Hayır yani önü de cidden yok abartmıyorum. Boynundan göbek deliğine kadar inen ön üçgen dekoltesiyle, çatalına kadar inen sırt dekoltesi ve jartiyerleriyle daha ne kadar açılıp saçılabilirdi bilmiyorum.
İspanyolların ona taktığı bi isim var... "Fuck me-Fuck me Fuck me!"
E haklı olarak.
Ortalıkta kime versem kime versem diye dolanan bi tip... Hehehehh...neyse canım, zevk meselesi.
Ama tahmin edin nereli?
Turkish Kashar.
Yine de bence bu iş açmakla olsaydı, geldiğim ilk gece bi haftadır peşinde koştuğu İspanyol'u öyle çabuk kendime çekemezdim sanıyorum.
Yanlış anlaşılmasın, kasıtlı bi çekim değildi...nitekim ittim de.
Komikler gerçekten. Birlikte saatlerce dansettik, bana hiçbişey söylemeyip Türk bi çocukla haber yolladı.
Romantik dimi...
But really sorry, i've a boyfriend and i love him so so so so so much!
Wroclaw'dan Merhaba
Wroclaw'dan merhaba...
Biraz geç kaldım yazmakta pardın ama burda günleriniz öyle hareketli geçiyor ki internete pek zaman kalmıyor doğrusu.
Geçtiğimiz salı geldim. Havayolu şirketinin yaptığı bir hata yüzünden biletim ilerki bir tarihe ertelendi ve business class'la gönderildim.
Geç gideceğim için üzülüyordum ama burda hiçbirşeye geç kalmış sayılmıyorsunuz. Herşey hergün yeni başlıyor sanki.
Şehir çok güzel, çok düzenli ve çok temiz. Ama yine de... istanbulum, istanbulum derim.
Nehir manzarası harika. Eski mimarileri gayet hoş...yenisinden pek çakmıyolar.
Erasmus öğrencileri dışında ingilizce bilen yok demicem. Var ama maalesef konuşmuyorlar. Polonyalı genç nüfusun az bir kısmı yeniliklere açık. Geri kalanı tüm yetişkinler ve yaşlılar gibi, soğuk-yabani. Yabancılarla pek fazla muhattap olmaktan hoşlanmıyorlar.
Geçici yurt binamız XX Latka, Pasaj Grunwaldzki adlı alışveriş merkezinin hemen karşısında. Dolayısıyla genelde günde yediğimiz tek öğünümüz de ya burada, ya da yurdun her katta birer tane bulunan ortak mutfaklarında geçiyor.
1 öğün diyorum çünkü ne yemek yemek için çok fazla vaktiniz oluyor ne de burdaki yemekleri sevecek bir damak zevkiniz.
Gerçekten lezzetli birşeyler bulmak kolay değil. Ama yok da değil. Özellikle Pracoffnia yakınlarında çok iyi pizzacı ve makarnacılar var. Yanlarından geçerken koku sizi şiddetle içeri davet ediyor.
Hava şu an çok çok sıcak. Geldiğimden beri sürekli yağmurlu ve buz gibiydi. Hep öyle gider sanıyordum ama bugün gerçekten bizim pastırma yazı dediğimiz sıcak var burda.
Öğrencilerden sözedecek olursakkk...
Amman İspanyollara dikkat...İspanyollar kötüüü, kolla götüüü durumu.
Şaka bi yana...çok iyiler, tatlılar, eğlenceliler; gerçekten canayakınlar, bizim gibi her duruma kolay ayak uyduran, kolay iletişim kurulabilen insanlar. Ama bu bir o kadar da yavşak olabilecekleri gerçeğini de değiştirmiyor.
Almanlar ve Polonyalılar daha soğuk, daha mesafeli...belki biraz içten pazarlıklılar. Size A derken, iki dakika sonra onları rahatlıkla B yaparken yakalayabilirsiniz.
Fransızlar,İtalyanlar ve geri kalanları son derece standartlar. Gereksiz yakınlıkları ya da soğuklukları yok. Genelde her hareketlerinin mantıklı bir sebebi oluyor.
Bu genel infodan sonra, özele de inmek niyetindeyim.
See you soon!
Biraz geç kaldım yazmakta pardın ama burda günleriniz öyle hareketli geçiyor ki internete pek zaman kalmıyor doğrusu.
Geçtiğimiz salı geldim. Havayolu şirketinin yaptığı bir hata yüzünden biletim ilerki bir tarihe ertelendi ve business class'la gönderildim.
Geç gideceğim için üzülüyordum ama burda hiçbirşeye geç kalmış sayılmıyorsunuz. Herşey hergün yeni başlıyor sanki.
Şehir çok güzel, çok düzenli ve çok temiz. Ama yine de... istanbulum, istanbulum derim.
Nehir manzarası harika. Eski mimarileri gayet hoş...yenisinden pek çakmıyolar.
Erasmus öğrencileri dışında ingilizce bilen yok demicem. Var ama maalesef konuşmuyorlar. Polonyalı genç nüfusun az bir kısmı yeniliklere açık. Geri kalanı tüm yetişkinler ve yaşlılar gibi, soğuk-yabani. Yabancılarla pek fazla muhattap olmaktan hoşlanmıyorlar.
Geçici yurt binamız XX Latka, Pasaj Grunwaldzki adlı alışveriş merkezinin hemen karşısında. Dolayısıyla genelde günde yediğimiz tek öğünümüz de ya burada, ya da yurdun her katta birer tane bulunan ortak mutfaklarında geçiyor.
1 öğün diyorum çünkü ne yemek yemek için çok fazla vaktiniz oluyor ne de burdaki yemekleri sevecek bir damak zevkiniz.
Gerçekten lezzetli birşeyler bulmak kolay değil. Ama yok da değil. Özellikle Pracoffnia yakınlarında çok iyi pizzacı ve makarnacılar var. Yanlarından geçerken koku sizi şiddetle içeri davet ediyor.
Hava şu an çok çok sıcak. Geldiğimden beri sürekli yağmurlu ve buz gibiydi. Hep öyle gider sanıyordum ama bugün gerçekten bizim pastırma yazı dediğimiz sıcak var burda.
Öğrencilerden sözedecek olursakkk...
Amman İspanyollara dikkat...İspanyollar kötüüü, kolla götüüü durumu.
Şaka bi yana...çok iyiler, tatlılar, eğlenceliler; gerçekten canayakınlar, bizim gibi her duruma kolay ayak uyduran, kolay iletişim kurulabilen insanlar. Ama bu bir o kadar da yavşak olabilecekleri gerçeğini de değiştirmiyor.
Almanlar ve Polonyalılar daha soğuk, daha mesafeli...belki biraz içten pazarlıklılar. Size A derken, iki dakika sonra onları rahatlıkla B yaparken yakalayabilirsiniz.
Fransızlar,İtalyanlar ve geri kalanları son derece standartlar. Gereksiz yakınlıkları ya da soğuklukları yok. Genelde her hareketlerinin mantıklı bir sebebi oluyor.
Bu genel infodan sonra, özele de inmek niyetindeyim.
See you soon!
1 Eylül 2011 Perşembe
Eşe Dosta See You Later
Gidince neyle karşılaşacağını bilmemek korkutuyor insanı.
Anneyi özleme düşüncesi koyuyor.
Sevgiliyi burda bırakma fikri hiç hoş gelmiyor.
Sokaklarda 5-6 ay kedi köpek göremeyecek olmanın tatsızlığı sarıyor.
Yatağımı bırakmak üzüyor.
Yastığımı götürmek istiyorum, olmuyor.
Buradaki damak tadını uzun süre unutma fikri zorluyor.
Olmuyor, özetle olmuyor.
Gitmeden rahatlanmıyor.
O yüzden yakın dostlara doğru ufak bir kaçamak yapılıyor. İçiliyor, içiliyor, vidalar gevşetiliyor!
Ve evet...şimdi çok daha iyiyiz.
Sizi çok seviyorum ve çok da özleyeceğim gitmeden görebldiğim ve göremediğim tüm yakın dostlarım. İyiki varsınız!
Orada olduğum sürece ne zaman gelmek isterseniz kapım açık...ki çoktan rezervasyon yaptıranlar oldu bile. Fırsat bulursanız hepinizi beklerim!
=Cleo=
..
Bagaj Problemi
Neymiş efendim!? Herşeyimi götüremezmişim!
Neymiş!? Bütün çizmelerimi yanıma alamazmışım!
Hanıııım hanıııım! 5 aylığına! Belki de daha uzun gidiyorum ben oraya! Çizmelerimi de alırım, en sevdiğim tuniklerimi de, 5 türlü montumu da!
20kg bagaj + 6kg kabin...
Olmaz! Mümkün değil arkadaş sığmam! Sığamam!
Sığamadım işte...O 20kilo bagaj, bende oldu 28kilo...en aşağı 28 yapabildim. Daha da indiremem. Çıkar ama inmez.
Ha diyeceksiniz ki herşeyini alma...tabi, o da ihtimaller arasında ama bu durumun beni pek tatmin edeceğini düşünmediğim için, farklı alternatifler arayışına girdim.
Ekstraya giren kilo başına alınan ücretin 10euro olduğunu öğrendim.
Ama C planından önce denemeye değer gördüğüm bir B planım var: Vakumlu Saklama Ambalajı!
Sloganı: Size tam 4 kat yer kazandırır!
Şu anki durumumuz bundan ibaret...
Gecenin ilerleyen saatlerinde vakumlu ambalajların ne derece işe yaradığını göreceğiz.
=Cleo=
..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
